Monthly Archives: Eylül 2013

Okuduklarım

Standard

Merhabalar Blog Dostlarım, Misafirlerim,

Her yeni yazı eklediğimde bundan sonra daha sık güncelleyeceğimi söylüyorum ve sözümü tutamıyorum. Bu yazıyı yazarken de sözümü tutamamış olmanın mahçupluğunu yaşıyorum.  Burayı bırakmak istemiyorum ama sık sık da uğrayamıyorum. Ne yapalım böyle arada bir uğrayıp kaçıyorum işte 🙂

Bu gün de sizlere okuduklarımı aktarıp paylaşmak istedim.

Tatildeyken okuduğum üç kitap.

  1. Minonun Siyah Gülü – Hüsnü Arkan
  2. Issız Erkeler Korosu – Canan Tan
  3. 16:50 Treni – Agatha Christie

MINONUN SİYAH GULU

1960’lı yıllarda bir Ege kasabasında başlayan yasak bir aşkla
12 Eylül’ün hemen öncesinde gelişip darbenin ardından pek çok kişiyle paylaşılan bir kaderle son bulan kırık bir aşk: iki katmanlı bu romanın iç içe geçen iki farklı hikâyesi. Mücadeleleriyle, inançlarıyla, haklılıkları ve yenilgileriyle bütün bir kuşak ve darbelerden, idamlardan geçen, yarım kalan hikâyelerle 2000’li yıllara uzanan yakın tarihimiz. Siyasi bir ortamın içinde filiz veren aşklar, yeşeren duygular, yarım kalan umutlar.

Hüsnü Arkan, 60’lı yıllardan başlayarak, özellikle 12 Eylül döneminin acıtan sayfalarına bir ailenin kadınlarının gözünden bakıyor.

Ben 80’li yıllara uzanan o dönemleri biraz hatırlıyorum. Ne sıkıntılar yaşadık millet olarak, ne acılar yaşadık. Bu kitapta o dönemlerin farklı bir yönünü aktarıyor, beğendim, okunabilir 🙂

ISSIZERKEKLERKOROSU

Âdemoğlu Pansiyon’da bir fasıl gecesi… Müşterilerin hepsi erkek! Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler onlar. Her birinin ayrı bir hikâyesi, o hikâyenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var. Ve tanıdık birkaç yüz… Piraye’nin Haşim’i, Yüreğim Seni Çok Sevdi’nin Murat’ı ve eskilerin Eylemci’si Vedat da orada. Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar. “Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!” sözü verenler… “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,” diye sitem edenler… “Şimdi uzaklardasın,” diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler… Onların hikâyelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız…

Daha Önce Canan Tan’ın Piraye ve Yüreğim Seni Çok Sevdi Kitaplarını okuyunca bu kitabı da merak ederek aldım. Ama çok da beğenmedim. Diğer iki kitabı severek okumuştum, bu kitap için fazla bir yorumum yok. Okunmasa da olur diyeceğim de; yazara saygısızlık etmek istemem. 

1650TRENI

Sıradan bir günde, her şeyin olması gerektiği gibi olduğu bir anda inanılmaz bir olay yaşanır.

Yan yana gelen iki trende ancak korku filmlerinde rastlanacak türden bir cinayet vakası yaşanmaktadır. Ve tüm bunların tek tanığı bir kadındır.

Elspeth çaresizlik içinde baktığı vagonun penceresinden bir adamın bir kadının boğazını hunharca sıktığını görür. Zavallı kadının bir süre sonra cansız bedeni yere yığılır ve o anda tren hareket eder.

Bu düğümü çözebilecek tek kişi Jane Marple’ dan başkası değildir.

Ve belki de Elspeth’ e inanacak tek kişi… Çünkü ortada ne şüpheli, ne başka tanık, ne de ceset vardır.

“Bu romanı okurken bir an bile sıkılmayacaksınız.”

 

İlk defa ben de tarzımın dışına çıktım ve Agatha Christie okudum. Beğendim mi evet beğendim, başka kitaplarını da deneyeceğim 🙂 Açıkçası bu üç kitap içinde en çok puanı  16:50 Trenine veriyorum .

Kaynak: http://www.kitapyurdu.com/

Kitaplarımı son zamanlarda hep buradan alıyorum.  Hem okuyanların yorumlarını tavsiyelerini inceliyorum, hem de kitapçıya gidip raflar arasında acaba ne alsam sıkıntısından kurtuluyorum. Zamandan tasarruf da artısı oluyor.  (Tabi arada bir kitapçılara da gidiyorum zaman sıkıntım yoksa)

Ben den bu kadar, bol kitaplı, bol okumalı huzurlu günler. Sevgiyle kalın.