Category Archives: Kitaplar

Mistik Çay (Mistik Chai)

Sohbet

Merhaba Blog Dostlarım, Merhaba Ziyaretçilerim,

Bu gün sizlerle çok severek içtiğim Mistik Çayı paylaşmak istedim.

#Doğuş markasının ürünü olan Mistik Çayın muhteşem bir aroması var.
İçeriğinde siyah çay, tarçın, böğürtlen yaprakları, zencefil, vanilya, hindiba kökü, karanfil, kakule, karabiber, meyan kökü var.  İçerken etrafa yaydığı kokuya bayılıyorum. Gerçekten mistik bir koku.

Mistik_Cay

Bir kitap, sessiz bir ortam, bir fincan #Mistikçay ile harika bir dinlenme zamanı geçirebilir siniz. İnternetteki araştırmalarıma göre metabolizmayı hızlandırdığı yönünde bir bilgiye ulaştım bu da bir artısı 🙂 Değişik lezzetleri keşfetmek isterseniz siz de bu çayı deneyebilir siniz.Gerçi her markette bulamıyorum. Denk gelince de iki-üç kutu stokluyorum.

Doğuş Çayın sitesindeki ürün açıklaması da şöyle:

Doğuş Mistik Bitki Çayı

Uzakdoğu’nun mistik tedavi yöntemlerinden ilhamla yaratılan, karanfil ve zencefilin egzotik harmanı… İsterseniz sade, isterseniz sütle Chai Tea Latte tadında…

İster suyla, ister sütle ben her ikisini de çok seviyorum. Hadi siz de deneyin bakalım hangisini seveceksiniz.

Okuduklarımdan

Sohbet

Çatlama cesareti gösteren bütün tohumlara…

Merhaba Blog Dostlarım, Merhaba Ziyaretçilerim,

Yazın rehavetini üzerimden atıp bir silkelenmek lazım deyip sizlere okuduğum kitaplardan bahsetmek istedim bu gün.  Fİ, Çİ ve Pİ. D&R’ın internet sitesinde bu  üçlemeyle ilgili tanıtım yazısını paylaşıyorum, çünkü kitap yorumlama konusunda çok da başarılı değilim.

Son kitabın sonlarına geldim henüz bitmedi ama bitmesi yakındır 🙂

İnternetde görmüştüm bu seriyi, yorumlara bakarak aldım. Biraz müstehcenlik içerse de asıl vermek istenilen mesajlar gayet başarılı.

Fİ_Cİ_Pİ

Dediğim gibi kitaplar biraz müstehcenlik içeriyor, ama bazı detaylar var ki tam da son zamanlarda yaşadıklarımızı anlatıyor. Hele son kitap olan Pİ gerçekten günümüz olaylarına yakın konular  içeriyor.

Dedim ya kitap yorumlama konusunda iyi değilimdir, aşağıda okuduklarınız ise buradan alınmıştır. D&R

Fi, deneyimin içinde kaybolmak yerine korkmadan deneyime sahip olmanın yolculuğudur. İçinde bolca bulunan manipülasyon, seks, aldatma ve aldanma hikâyeleri belki herkesin dikkatini çekebilir ama gerçeklerden yola çıkılarak ulaşılmak istenen yerde sadece farkındalık vardır.

Fi güzelliğin lanetlendiği, zekânın yağmalandığı, iyinin kurban edildiği ve kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegende, içine doğduğumuz bu kutsal hayatı kutlamak için yazılmıştır. Kendi potansiyelini keşfetme cesareti gösterebilmiş gerçek kişilere, çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara adanmıştır. Bir kişiye duyulan aşktan daha acımasız bir şey var mıdır?

Çi
Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekâyla dizayn edilmiştir. Yapman gerekeni yapamıyorsan, olamıyorsan, doğamıyorsan hayat çok acıtır, anlaman için hırpalar, yorar. Seni sen yapabilmek için ne gerekirse yapmaya hazırdır.

Asla rahat bırakılmazsın.
Öylesine, anlamsız varolmazsın.
Mutluluğa saklanamazsın.
Öyleyse acına sahip çıkmalısın!
Çünkü acı, bilginin bedene inmesidir.
Bilgiyi bedene indirmeli, olman gereken şeye dönüşmelisin.

Bu kitap ‘kendine gelmek’ için burada olduğunun farkına varabilenlere yazıldı. Fi ile çıkılan yolculuğun tek durağıdır Çi. Sadece farkındalığa giden, değiştiren, mutlaka geliştiren bir yoldur bu ama sunduğu seks, macera, intikam, ihtiras sizi aldatmasın, zordur.

Hayatı değil sistemi yaşadığımızı fark edenler, harakete geçmek için işaret bekleyenler, umursamayanlara karşı umursayanlar, hissedemeyenlere karşı hissedenler adına ve kendi tekamülünde kaybolmuşlar için yazılmış, dengeye adanmıştır. Hayat harekete geçen herkesi varması gereken yere götürür.

Pi
Şimdi itiraf zamanı! İtiraf ediyorum: Sana tuzaklar kurdum. Adlarını Fi ve Çi koydum.

Can Manay’ın Duru’ya duyduğu açlıkla çıkardım seni yola, Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını Deniz’le anlatmaya çalıştım sana… Beni takip etmen için yolumuzu onların hikâyeleriyle süsledim. Anlamları da hemen hemen her satıra gizledim. Çünkü Pi’deydi asıl anlatmak istediklerim. Çaresizdim. Vazgeçemezdim. Sana bu manzarayı mutlaka göstermeliydim. Seninle nihayet burada buluşmak için çok emek verdim.

Şimdi yine gel benimle, birlikte yürümeye devam edelim. Savaşların savaşılarak kazanılamayacağını, asıl zaferin ancak doğrudan ayrılmayınca kazanıldığını Özge anlatsın sana, Yaptığımız her şeyin evrende dönüp dolaşıp bize nasıl geri geldiğini Can’dan dinle, Analiz edebildiğimiz kadar güçlü, sadeliğimiz kadar güzel, gerçekliğimizdeki samimiyet kadar eşsiz olduğumuzu Bilge’de gör, Kendi değerini başkalarının gözünden biçenlerin acısını Duru’yla anla, Ve Deniz’in düşüncelerinde tanış geleceğin insanıyla… Gel benimle. Yolumuz uzun değil, Nihayet sana gidiyoruz, bana… BİZ’e. Sorgulanmamış, analiz edilmemiş bir yaşam hiç yaşanmamıştır.

Sanırım yazarın 2016 da yayınlanacak bir kitabı da yolda. Çünkü Pİ’de bu kitaptan alıntılara yer verilmiş. Bakalım yeni kitapta bizleri neler bekliyor.  Ben beğendim, sizlere de tavsiye ediyorum. Bol okumalı günler… Sevgiler…

Okuduklarımdan

Standard

Merhabalar,

 

Karabatak gibiyim değil mi? Bir görünüp bir kayboluyorum.  Elimden geleni yapıyorum buraya daha sık yazmak için ama yine de çabalarım yetersiz kalıyor 😦

Ben de sizlere son günlerde okuduğum bir kitaptan söz etmek istiyorum:

Dr. Fevzi Özgönül Beden Aklıyla Zayıfla

Dr. Fevzi Özgönül-Beden Aklıyla Zayıfla

Dr. Fevzi Özgönül-Beden Aklıyla Zayıfla

İştahı azaltmanın ve ekstra kilolardan kurtulmanın en iyi yolunun, doyana kadar besleyici gıdaları yemek ve vücudu güçlendirmek olduğunu söylüyor.

Diyet ve zayıflama konusu neredeyse hepimizin gündeminde… Ama kilo sorununu bir türlü çözemiyoruz. Çünkü ‘piyasa’ yanlış yönlendirmeler, kifayetsiz diyetler, demode bilgilerle dolu. Kilo probleminden kurtulmaya çalıştıkça sanki daha çok kilo alıyoruz!

Peki, asıl sorunun yediklerimiz değil, sindiremediklerimiz olduğunu hiç düşündünüz mü? Bedenin de bir aklı olabileceği ve onu tekrar çalıştırdığınızda kiloların kolaylıkla gideceği hiç aklınıza geldi mi? (Kaynak: http://www.sabah.com.tr/saglik/2014/11/06/beden-akliyla-zayifla)

Benim hoşuma gitti bu kitap, daha sona gelmedim, okumaya devam ediyor ve okuduklarımı da uygulamaya çalışıyorum. Bakalım ne kadar başarılı olurum. Sağlığınız için faydalı olabilecek bir kitap okumanızı tavsiye ederim. Hoşcakalın, sevgiyle kalın.

Okuduklarım

Standard

Merhabalar Blog Dostlarım, Misafirlerim,

Her yeni yazı eklediğimde bundan sonra daha sık güncelleyeceğimi söylüyorum ve sözümü tutamıyorum. Bu yazıyı yazarken de sözümü tutamamış olmanın mahçupluğunu yaşıyorum.  Burayı bırakmak istemiyorum ama sık sık da uğrayamıyorum. Ne yapalım böyle arada bir uğrayıp kaçıyorum işte 🙂

Bu gün de sizlere okuduklarımı aktarıp paylaşmak istedim.

Tatildeyken okuduğum üç kitap.

  1. Minonun Siyah Gülü – Hüsnü Arkan
  2. Issız Erkeler Korosu – Canan Tan
  3. 16:50 Treni – Agatha Christie

MINONUN SİYAH GULU

1960’lı yıllarda bir Ege kasabasında başlayan yasak bir aşkla
12 Eylül’ün hemen öncesinde gelişip darbenin ardından pek çok kişiyle paylaşılan bir kaderle son bulan kırık bir aşk: iki katmanlı bu romanın iç içe geçen iki farklı hikâyesi. Mücadeleleriyle, inançlarıyla, haklılıkları ve yenilgileriyle bütün bir kuşak ve darbelerden, idamlardan geçen, yarım kalan hikâyelerle 2000’li yıllara uzanan yakın tarihimiz. Siyasi bir ortamın içinde filiz veren aşklar, yeşeren duygular, yarım kalan umutlar.

Hüsnü Arkan, 60’lı yıllardan başlayarak, özellikle 12 Eylül döneminin acıtan sayfalarına bir ailenin kadınlarının gözünden bakıyor.

Ben 80’li yıllara uzanan o dönemleri biraz hatırlıyorum. Ne sıkıntılar yaşadık millet olarak, ne acılar yaşadık. Bu kitapta o dönemlerin farklı bir yönünü aktarıyor, beğendim, okunabilir 🙂

ISSIZERKEKLERKOROSU

Âdemoğlu Pansiyon’da bir fasıl gecesi… Müşterilerin hepsi erkek! Ezilen, horlanan, acı çeken, ağlayan, üşüyen, hatta dayak yiyen erkekler onlar. Her birinin ayrı bir hikâyesi, o hikâyenin içine nakşolmuş ayrı bir şarkısı var. Ve tanıdık birkaç yüz… Piraye’nin Haşim’i, Yüreğim Seni Çok Sevdi’nin Murat’ı ve eskilerin Eylemci’si Vedat da orada. Issız erkeklerden oluşan muhteşem koro eşliğinde şarkılarını söylüyorlar. “Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır!” sözü verenler… “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,” diye sitem edenler… “Şimdi uzaklardasın,” diyerek hiç dönmeyecek sevgililerine seslenenler… Onların hikâyelerini paylaşırken, şarkılarında da kendinizi bulacaksınız…

Daha Önce Canan Tan’ın Piraye ve Yüreğim Seni Çok Sevdi Kitaplarını okuyunca bu kitabı da merak ederek aldım. Ama çok da beğenmedim. Diğer iki kitabı severek okumuştum, bu kitap için fazla bir yorumum yok. Okunmasa da olur diyeceğim de; yazara saygısızlık etmek istemem. 

1650TRENI

Sıradan bir günde, her şeyin olması gerektiği gibi olduğu bir anda inanılmaz bir olay yaşanır.

Yan yana gelen iki trende ancak korku filmlerinde rastlanacak türden bir cinayet vakası yaşanmaktadır. Ve tüm bunların tek tanığı bir kadındır.

Elspeth çaresizlik içinde baktığı vagonun penceresinden bir adamın bir kadının boğazını hunharca sıktığını görür. Zavallı kadının bir süre sonra cansız bedeni yere yığılır ve o anda tren hareket eder.

Bu düğümü çözebilecek tek kişi Jane Marple’ dan başkası değildir.

Ve belki de Elspeth’ e inanacak tek kişi… Çünkü ortada ne şüpheli, ne başka tanık, ne de ceset vardır.

“Bu romanı okurken bir an bile sıkılmayacaksınız.”

 

İlk defa ben de tarzımın dışına çıktım ve Agatha Christie okudum. Beğendim mi evet beğendim, başka kitaplarını da deneyeceğim 🙂 Açıkçası bu üç kitap içinde en çok puanı  16:50 Trenine veriyorum .

Kaynak: http://www.kitapyurdu.com/

Kitaplarımı son zamanlarda hep buradan alıyorum.  Hem okuyanların yorumlarını tavsiyelerini inceliyorum, hem de kitapçıya gidip raflar arasında acaba ne alsam sıkıntısından kurtuluyorum. Zamandan tasarruf da artısı oluyor.  (Tabi arada bir kitapçılara da gidiyorum zaman sıkıntım yoksa)

Ben den bu kadar, bol kitaplı, bol okumalı huzurlu günler. Sevgiyle kalın.

Okuduklarımdan

Standard

Kitap2013’ün ilk blog yazısı okuduğum kitaplardan olsun istedim. Son zamanlarda fırsat buldukça kitap okuyorum. Bunlardan ilki Üç Kader Tanrıçası. Yazarı Nora Roberts. Avrupada başlayıp Amerikada süren, aşkın egemen olduğu bir kovalamacının öyküsünü anlatan Üç Kader Tanrıçası, bazen romantik, bazen heyecanlı ve sürprizlerle dolu, ama bütünüyle soluk soluğa okunacak bir Nora Roberts romanı. Ben beğendim. Sürükleyici, akıcı, heyecanı dorukta bir kitap. Tavsiye ederim.

İkinci kitap yerli yazarlarımızdan Ayşe Kulin!in kitabı: Gizli Anların Yolcusu. Gizli Anların Yolcusu, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla yaklaşmaya korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor. Bu kitabı da beğendim. Fırsatınız olursa okuyun derim.

Üçüncü kitap olan Boranın Kitabı ise okumayı planladığım bir kitap. Gizli Anların devamı bir kitap. Gizli Anların Yolcusunu okuduktan sonra bu kitap ta ilgimi çekti. Elimde şimdi başka bir kitap var yeni başladım. Bitirince onu da paylaşacağım.

2013 hepimize hayırlı olsun. Bereketli, huzurlu, sağlıklı, barış dolu bir yıl olsun inşallah… Sevgiyle, Aysel…